Kısa bir aranın ardından yine yazmaya başlıyorum. Bu haftaki ele alacağım albüm belki de benim en sevdiğim sanatçılardan biri olan Justice'in yine en sevdiğim elektro albümlerden biri Hyperdrama. Justice benim için ayrı yeri olan bir grup. Hatta bana göre Daft Punk'tan iyi olan bir ikili. Tabii ki Daft Punk güçlü diskografisi ile dikkat çekiyor fakat Justice, beni öyle hissettiriyor ki çoğu zaman tüylerim diken diken oluyor. Hele bazı şarkılarında öyle soundlar kullanılmış, öyle nakış nakış işlenmiş ki şaşırıp kalıyor insan. Bu albümü nasıl dinlemeye başladığımı kısacık özetleyecek olursam, yıllar önce Justice'i Life İs Strange 2 oynarken D.A.N.C.E. parçası ile keşfettim. İsmi uzun süre aklımda kaldı. Bir gün Spotify'da gezinirken Justice ve Tame Impala'nın ortak iki parça çıkardığını gördüm. İsim de tanıdık geldiği için sanatçı profiline açıp baktım. D.A.N.C.E.' ı da görünce zaten adamları tanıdım direkt. Sonra da uzun süre dinledikten sonra buradayız. İkili en çok dinlediğim ilk üç sanatçı arasında yer alıyor. Çok fazla sizi de böyle boğucu bilgiler ve geçmiş ile boğmak istemiyorum. Son olarak, yeni aldığım bir kararla her hafta bir albüm yorumlayacağım. Yine hangi albüm olacağını Instagram hesabımızdan duyurcağız. Ya da aşağıdan yorumlar kısmından bana direkt ulaştırabilirsiniz. Eğer albümü dinlemek isterseniz de sayfanın en aşağısındaki Spotify listesinden ulaşabilirsiniz.
Neverender (ft. Tame Impala)
Sözlerime başlamadan önce sadece şunu söylemek isterim ki; Justice dinleme dakikamın yarısının sahibi bu parça. Tame Impala ile ortak olan bu parça albümde en sevdiğim
parçalardan. Kevin vokalleri ve Justice'in o epik ve güçlü altyapısı birleşince ortaya resmen bir şaheser çıkmış. Şarkı için özel bir belgesel yapılmış. Ona da bu linkten ulaşabilirsiniz. Şarkının sözlerine geçecek olursam; geçmişteki bir ilişkinin bittiğini ve bundan da geriye tonla acı ve pişmanlık kaldığını anlatıyor. Fakat farkında mısınız bilmiyorum ama böyle ağır bir konuyu ve sözleri, bir elektronik müziğe dönüştürmek her baba yiğidin harcı değil. Şarkının her kısmı güzel. Brige, verseler vs.
Kısa bir öneri, şarkının orijinalini dinledikten sonra extended versiyonun ve live versiyonunu dinlemeniz önemle rica olunur.
Generator
Neverender (ft. Tame Impala)
Sözlerime başlamadan önce sadece şunu söylemek isterim ki; Justice dinleme dakikamın yarısının sahibi bu parça. Tame Impala ile ortak olan bu parça albümde en sevdiğim
parçalardan. Kevin vokalleri ve Justice'in o epik ve güçlü altyapısı birleşince ortaya resmen bir şaheser çıkmış. Şarkı için özel bir belgesel yapılmış. Ona da bu linkten ulaşabilirsiniz. Şarkının sözlerine geçecek olursam; geçmişteki bir ilişkinin bittiğini ve bundan da geriye tonla acı ve pişmanlık kaldığını anlatıyor. Fakat farkında mısınız bilmiyorum ama böyle ağır bir konuyu ve sözleri, bir elektronik müziğe dönüştürmek her baba yiğidin harcı değil. Şarkının her kısmı güzel. Brige, verseler vs.
Kısa bir öneri, şarkının orijinalini dinledikten sonra extended versiyonun ve live versiyonunu dinlemeniz önemle rica olunur.
Generator
Enstrümantal olan bir parça ile devam ediyoruz. Aslında bir önceki şarkıdan daha elektro bir parça. Bunun sebebi de sert analog soundlar kullanılmış olması. İyi dinlerseniz yerinde durmayan dolgun, kirli synthleri duymanız mümkün. Davul yapısı olarak da Kickler ve Snarelar göze oldukça çarpıyor. Biraz metalik ve kılcal. Başlarda normal ilerlerken siz şarkının ortalarına gelince ne olduğunu anlayamıyor, bu kargaşa içinde kendinize pay biçmeye çalışıyorsunuz. Ha ayrıca orchestral synth kullanılmış. Bunu kullanırken de o sert ve bozuk bassı yanında tutmuşlar.
Afterimage (ft. RIMON)
Birkaç çok basit cümle ve kelime ile yazılmış bu şarkı sizi kesinlikle uçurumdan düşüyormuşsunuz hissi veriyor. Önceki parçada olan o güçlü basslar burada biraz daha kendini geri plana atmış diyebiliriz. Bassı yine hissediyorsunuz fakat ön planda olarak değil destek olarak. Vokal kısmında ise RIMON adeta alıp götürmüş. Sesini öyle kullanmış ki cuk diye oturmuş. Yine basslar gibi kickler den kıyasla daha yumuşak. Önceden de dediğim gibi şarkılar resmen nakış nakış işlenmiş. Zaten albümde de en sevdiğim parçalardan biri olan Afterimage kesinlikle dinlenmeye değer.
One Night/All Night (ft. Tame Impala)
Gelelim Justice x Tame Impala işbirliğindeki ikinci parçaya. Hala Neverender'daki o analog sertlik var lakin biraz daha diskoya bürünmüş hali. EDM olarak da sınıflandırabiliriz diye düşünüyorum. Sözlerinde körkütük olan aşktan bahsediliyor. Öyle ki bu aşk için her şeyi yapmayı göze almış. İşte prodüksiyon da tam olarak buna uygun tasarlanmış. Analog, eski ve sert. Sözler nasıl körkütük aşıksa altyapı bir o kadar sert. Parçanın bir kısmında da bass gitar solosu var. Justice bass gitarı hiçbir albümünde eksik etmediği gibi bu albümünde de kullanmış.
Dear Alan
70ler - 80ler disko. İlk dinlediğim zaman hiçbir şeye benzetememiş, çok üstünde durmadan geçmiştim. Ama şimdi bir şans da verince yine o elle dokunmuş detayları iyice görebiliyorum. Tekrardan önceki parçada da olan o gitar burada da kullanılmış. Ki bence yine başarılı bir iş çıkmış ortaya. Lakin gitar biraz daha yankılı bir şekilde kullanılmış. Bol bol synth ile bizi yine içine çekmeye devam eden bir parça. Hele ki son kısma geçerkenki o bridge de. O analog synthler resmen sizi sona doğru götürüyor. Normal olan basslarda ise yine analog ve funk şekilde karşımıza çıkıyor.
Incognito
Değerini sonradan farkettiğim bir Justice parçası daha. Şarkı sizi gittikçe ilk başladığından çok farklı bir ruh haline bürüyor. Hani Cyberpunk var ya, işte bu şarkı tam olarak ona
ithafen yazılmış. Başlarda o hafif ve narin tınıdan uzaklaşıp bir anda kendimizi yeraltında buluyoruz. Öyle ki siz dinlerken kendinizi kalabalık bir yalnızlık içinde buluyorsunuz. Derin basslar ve ona eşlik eden synthler bir üst boyuta taşıyor.
Mannequin Love (ft. The Flints)
Afterimage (ft. RIMON)
Birkaç çok basit cümle ve kelime ile yazılmış bu şarkı sizi kesinlikle uçurumdan düşüyormuşsunuz hissi veriyor. Önceki parçada olan o güçlü basslar burada biraz daha kendini geri plana atmış diyebiliriz. Bassı yine hissediyorsunuz fakat ön planda olarak değil destek olarak. Vokal kısmında ise RIMON adeta alıp götürmüş. Sesini öyle kullanmış ki cuk diye oturmuş. Yine basslar gibi kickler den kıyasla daha yumuşak. Önceden de dediğim gibi şarkılar resmen nakış nakış işlenmiş. Zaten albümde de en sevdiğim parçalardan biri olan Afterimage kesinlikle dinlenmeye değer.
One Night/All Night (ft. Tame Impala)
Gelelim Justice x Tame Impala işbirliğindeki ikinci parçaya. Hala Neverender'daki o analog sertlik var lakin biraz daha diskoya bürünmüş hali. EDM olarak da sınıflandırabiliriz diye düşünüyorum. Sözlerinde körkütük olan aşktan bahsediliyor. Öyle ki bu aşk için her şeyi yapmayı göze almış. İşte prodüksiyon da tam olarak buna uygun tasarlanmış. Analog, eski ve sert. Sözler nasıl körkütük aşıksa altyapı bir o kadar sert. Parçanın bir kısmında da bass gitar solosu var. Justice bass gitarı hiçbir albümünde eksik etmediği gibi bu albümünde de kullanmış.
Dear Alan
70ler - 80ler disko. İlk dinlediğim zaman hiçbir şeye benzetememiş, çok üstünde durmadan geçmiştim. Ama şimdi bir şans da verince yine o elle dokunmuş detayları iyice görebiliyorum. Tekrardan önceki parçada da olan o gitar burada da kullanılmış. Ki bence yine başarılı bir iş çıkmış ortaya. Lakin gitar biraz daha yankılı bir şekilde kullanılmış. Bol bol synth ile bizi yine içine çekmeye devam eden bir parça. Hele ki son kısma geçerkenki o bridge de. O analog synthler resmen sizi sona doğru götürüyor. Normal olan basslarda ise yine analog ve funk şekilde karşımıza çıkıyor.
Incognito
Değerini sonradan farkettiğim bir Justice parçası daha. Şarkı sizi gittikçe ilk başladığından çok farklı bir ruh haline bürüyor. Hani Cyberpunk var ya, işte bu şarkı tam olarak ona
ithafen yazılmış. Başlarda o hafif ve narin tınıdan uzaklaşıp bir anda kendimizi yeraltında buluyoruz. Öyle ki siz dinlerken kendinizi kalabalık bir yalnızlık içinde buluyorsunuz. Derin basslar ve ona eşlik eden synthler bir üst boyuta taşıyor.
Mannequin Love (ft. The Flints)
İlişkilerdeki sahte aşkları konu alan bu parçada The Flints ikilisi iyi iş çıkarmış. Albümü dinlediğim ilk andan beri kafamda dönüp duran bir parça oldu. Okulda, evde dışarıda veya herhangi yerde o garip ve bir o kadar da akılda kalıcı melodisi beynimde yer etti. Önceki şarkı olan Incognito'nun sonundan sözleri başlıyor. Zaten şarkıyı dinlerken geçişi kaçırıyorsunuz ve diyorsunuz ki "Ne zaman diğer şarkıya geçti?" Bu hissi bana verebilen birkaç sanatçıdan biri de Justice. Adam no skip album mantığını öyle bir kavramışlar ki sanki tüm albüm tek uzun bir ses dosyasının paraçalara ayrılmış hali gibi. Şarkıda en sevdiğim kısım intronun bitip "Love, I can't fake it" sözleri ile refraine girmesi. Bu parça da albüm içinde sevdiğim parçalar arasında.
Diğer parçalara geçmeden önce bu parçalar bir sonraki parçaya daha iyi uyum sağlamak için yapılmış interlude şarkılar. Ne demek istediğimi hala anlayamadıysanız şimdi göreceksiniz.
Moonlight Rendez-vous
İsmi Ay Işığında Buluşma anlamına geliyor. Adından da belki anlayabileceğiniz üzere "Moonlight Rendez-vous" bir elektronik jazz parçası. Adrien Soleiman saksafonu ile birleştirilmiş bu parça sizi sanki gerçekten de bir buluşmaya çağırıyor. Bir an gözlerinizi kapattığınız zaman elinizdeki şarap bardağını hissediyormuşsunuz gibi geliyor. Tabi Justice'in bu şarkıyı albüme koymasının en büyük sebebi ise diğer parça olan Explorer'a sizi hazırlamak.
Explorer (ft. Connan Mockasin)
"Moonlight Rendez-vous"un bir nevi devamı olan bu parçaya hadi gelin yakından bakalım. Yine benzer soundlar kullanmışlar. Hafif kısa minimal akorlar. Harmoni güçlendiren sert ama bir yandan da yumuşaklık hissini verebilen basslar. Her şey, dinleyiciye uzaydaymış gibi hissettirmek için yapılmış. Bir kısımda şarkı iyice coşuyor ve gizemin kapıları yavaş yavaş açılmaya başlıyor. Zaten diyorsunuz ki artık buradan dönüş yok. Sırlar bir bir ortaya çıktığında gizem artık önemi kaybettiğinde Connan Mockasin o kasvetli sesiyle karşımıza çıkıyor. Doğruca bize sesleniyor. Sesi sana ne kadar yalnızlaştığını anlatıyor resmen. En sonunda, bir anda sesler kesiliyor ve Connan ağzından "I can feel the moonlight" cümlesini duyarak sona varıyoruz.
Connan Mockasin benim zaten sevdiğim ve dinlediğim bir sanatçıydı. Hatta yakında gelecek olan yeni projem Echoes Of Self'te de kendisinin bir parçasını kullandım.
Muscle Memory
Diğer parçalara geçmeden önce bu parçalar bir sonraki parçaya daha iyi uyum sağlamak için yapılmış interlude şarkılar. Ne demek istediğimi hala anlayamadıysanız şimdi göreceksiniz.
Moonlight Rendez-vous
İsmi Ay Işığında Buluşma anlamına geliyor. Adından da belki anlayabileceğiniz üzere "Moonlight Rendez-vous" bir elektronik jazz parçası. Adrien Soleiman saksafonu ile birleştirilmiş bu parça sizi sanki gerçekten de bir buluşmaya çağırıyor. Bir an gözlerinizi kapattığınız zaman elinizdeki şarap bardağını hissediyormuşsunuz gibi geliyor. Tabi Justice'in bu şarkıyı albüme koymasının en büyük sebebi ise diğer parça olan Explorer'a sizi hazırlamak.
Explorer (ft. Connan Mockasin)
"Moonlight Rendez-vous"un bir nevi devamı olan bu parçaya hadi gelin yakından bakalım. Yine benzer soundlar kullanmışlar. Hafif kısa minimal akorlar. Harmoni güçlendiren sert ama bir yandan da yumuşaklık hissini verebilen basslar. Her şey, dinleyiciye uzaydaymış gibi hissettirmek için yapılmış. Bir kısımda şarkı iyice coşuyor ve gizemin kapıları yavaş yavaş açılmaya başlıyor. Zaten diyorsunuz ki artık buradan dönüş yok. Sırlar bir bir ortaya çıktığında gizem artık önemi kaybettiğinde Connan Mockasin o kasvetli sesiyle karşımıza çıkıyor. Doğruca bize sesleniyor. Sesi sana ne kadar yalnızlaştığını anlatıyor resmen. En sonunda, bir anda sesler kesiliyor ve Connan ağzından "I can feel the moonlight" cümlesini duyarak sona varıyoruz.
Connan Mockasin benim zaten sevdiğim ve dinlediğim bir sanatçıydı. Hatta yakında gelecek olan yeni projem Echoes Of Self'te de kendisinin bir parçasını kullandım.
Muscle Memory
İlk başta sanki gözlerinizi cennette açmışsınız gibi başlayan şarkı yavaşça sizi bir bomba imhasının ortasına doğru itiyor. Endişeli ve zamana karşı yarıştığınızı hissettiriyor şarkı. Eğer tek milimetrik bir hata yaparsanız tüm oyun bozulur ve yerle bir olur her yer. Bu endişeyi bize sert ama arkada destek görevi gören basslar ve tekrar tekrar kullanılan analog synthler veriyor. Bir kere bile dinleseniz zaten ne demek istediğimi tam olarak anlarsınız. Sona geldiğimizde ise bizi farklı bir melodi ve sound karşılıyor. Tüm bu dört dakikalık parçadan ayrı bir melodi. Siz tam ne olduğunu anlamamış ve melodinin içine çekiliyorken...
Harpy Dream
Nefesinizi "Harpy Dream"in reverblü notalarının arasında almaya başlıyorsunuz. Sadece 28 saniye olan bu parçanın sizi nereye götüreceğini bilemiyorsunuz. En sonunda riser ile birlikte ve mükemmel bir geçişle kendinizi...
Harpy Dream
Nefesinizi "Harpy Dream"in reverblü notalarının arasında almaya başlıyorsunuz. Sadece 28 saniye olan bu parçanın sizi nereye götüreceğini bilemiyorsunuz. En sonunda riser ile birlikte ve mükemmel bir geçişle kendinizi...
Belki de benim en sevdiğim interlude parçalardan biridir, hep sonraki şarkıyı dinlemek istesem önce bunu açıp, ardından sonraki şarkıyı dinlerim.
Saturnine (ft. Miguel)
Kendinizi güçlü ve bir o kadar da mükemmel davullar içinde buluyorsunuz. "Her şey ne ara oldu?" derken Migeul kapının arkasında size doğru seslenerek söylemeye başlıyor. Aslında b parça prodüksiyonsal anlamda hafif Justice'in ilk albümünü andırıyor. Karışık ama bir kadar da birbirini tamamlayan synthler. Tabii bu parçada bu synth kullanımı ilk albüme göre çok az lakin alttan alttan hissediyorsunuz. Yok değil. Parça aslında alttan alttan sevdiği ve mutlu bir ilişkide birini anlatıyor gibi. Hatta karşısındaki kişiyi kafasından çıkaramıyor. Yani hafiften "One Night/All Night" şarkısına da benziyor diyebiliriz.
The End (ft. Thundercat)
Thundercat hakkında şuana kadar yaptığım herhangi bir kötü yorum yok. Ve olmayacağını düşünüyorum. Çünkü şuana kadar dinlediğim ve içinde Thundercat olan her proje resmen başyapıt niteliğinde. "The End" albümün son parçası olma özelliğini taşıyor. Ele aldığı konu sanki önceki parçadaki o güvenli ilişkisinden ayrılması yani tabiri caizse "safe place"inden çıkması. Ben dinlerken kendimi hep tünelde gibi hissediyorum. Arkadan arkadan vuran basslar ve ona eşlik eden kickler beni yolumdan ayrılmam gerektiğini söylüyor. Sonrasında Thundercat "Is this the end?" sözleri ile sizi bu uzun tünelden kısa bir süreliğine de olsa çıkarıyor. İşte o kısa süre de bittiğinde anlıyorsunuz ki bu son yeni bir kapıyı aralayacak. İlk dinlediğimde aşırı beğendiğim bir parça olduğu için başa sarıp sarıp dinliyorum, bir kere bile sıkılmadım. Bitirmeden önce söyleyeyim. Benim bu şarkıda en sevdiğim kısım "We should move up, we should move on" - "'Cause there is no coming back" sözlerinden sonra şarkının bitmeden son enstrümantal çıkışını yapması.
Bana göre kesinlikle bir şans tanımanız gereken bir albüm. Elektro dinlemiyorsanız bile sadece bu albüm belki de sizin tabularınızı yıkabilir o derece.
Bir sonraki albümümüz Kali Uchis - Isolation olacak. O zamana kadar sağlıcakla kalın bugünlük benden bu kadar.

Yorumlar
Yorum Gönder